Profiel van hülyaHülyaWeblogLijstenGastenboekMeer ![]() | Help |
|
|
15 augustus Ramazan Ayı FaziletleriPeygamber efendimiz (s.a.v.), Ramazan-ı şerifin fazileti hakkında buyuruyor ki: (Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai] (Ramazan ayı gelince, “Hayır ehli, hayra koş, şer ehli, kötülüklerden el çek” denir.) [Nesai] (Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder.) [Taberani] (Ramazan gelince, Allahü teâlâ meleklere, müminlere istiğfar etmelerini emreder.) [Deylemi] (Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma, sonraki Cumaya kadar; Ramazan ayı, sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.) [Taberani] (Peş peşe üç gün oruç tutabilenin, Ramazan orucunu tutması gerekir.) [Ebu Nuaym] (Bu aya Ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.) [İ.Mansur] (Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, Cehennemden kurtuluştur.) [İ.Ebiddünya] (İslam, kelime-i şahadet getirmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve haccetmektir.) [Müslim] (Allahü teâlânın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hayaline bile gelmeyen nimet dolu sofrası, ancak oruçlular içindir.) [Taberani] İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki: Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz. Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer. Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir. Kur’an-ı kerim Ramazanda indi. Kadir gecesi bu aydadır. Ramazan-ı şerifte iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resulullah bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi. İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısıyla her şeye muhtaç olduğunu göstermektedir. İbadet etmek de zaten bu demektir. Hurma ile iftar etmek sünnettir. İftar edince, (Zehebez-zama’ vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ) duasını okumak, teravih kılmak ve hatim okumak önemli sünnettir. Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce Müslüman affolur, azat olur. Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu mübarek ayda Onun şanına yakışacak, kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin! Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır. Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Ramazan orucu farz, teravih namazı ise sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai] (Ramazan orucunu farz bilip, sevap bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhari] (Ramazan orucunu tutup ölen mümin, Cennete girer.) [Deylemi] (Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani] (Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutun! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.) [İbni Ebiddünya] (Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevaptır.) [Deylemi] (Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyin!) [Buhari] Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevaptır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. (Tirmizi) Ama dini bir mazeret varsa oruç tutmamak günah olmaz. 11 maart oğluma
Sen, avuçlarımın arasında tuttuğum sıcacık nefessin. Sen, gökyüzündeki sonsuz mavilikle eşdeğer huzursun. Sen, yüreğimdeki ilkbahar kıpırtılarısın. Sen, güneşin batışındaki eşsiz güzelliksin. Sen, bakıp bakıp doyamadığım, kucaklamaktan hiç bıkmadığım, bebeğim, birtanecik oğlumsun............ Şiir: ANDAY 12 januari SONUNDA GELDİMHerkese 3 aylik uzun bir aradan sonra yeniden merhaba. Yokluguma ragmen bıkmadan sayfama giren, bana yorum yazan herkese sonsuz tesekkurler. Yuzyuze gorusemesekte inanılmaz dostluklar kuruluyor bu alemde, iyiki varsınız, hepinizi cok ozledim. 01 oktober ..Ramazan bayramınız mübarek olsun... Mevlam tüm insanlığa tekrar tekrar Ramazan sevincini nasip eylesin. ve tabii büyüklerimin ellerinden öperim Hepinize iyi bayramlar... 26 september KADİR GECESİ HEPİMİZE HUZUR AFİYET BOLLUK BEREKET GETİRSİN.
31 augustus HOŞ GELDİN YA ŞEHR-İ RAMAZAN...desem ki
DESEM Ki 30 augustus SABIR
...![]() ![]()
Kolları arkasından bağlı bir gömlek gibi
Yapıştı üzerime, gitmiyor kaldı sevdan. Oysa hiç yıldız yokken tutulmuş dilek gibi Sonu yoktu hayaldi,düştü; masaldı sevdan. ![]() Ellerin çeyizime işlenmiş nakışımdı Gözlerin bir denize hasretle bakışımdı Saçların gemileri hesapsız yakışımdı Hiç umut bırakmadı ne varsa aldı sevdan. ![]() Ne gecikmiş itiraf ne adressiz sitemken Ne erken sönmüş ateş ne sessiz bir matemken Yalnızca ilkbahara yenilmiş bir meltemken Kuşattı dört yanımı ömrümü çaldı sevdan. ![]() Dermansız bıraktığın titreyen dizlerime İsmini dua gibi zikreden sözlerime Sabahı düşman bilmiş uykusuz gözlerime İklimsiz yağmurları zamansız saldı sevdan. ![]() 23 augustus Yüreğini yokla ey dost!!Dur dostum, dur ve bak etrafına... Ne görüyorsun? Orada, karlar üzerinde yırtık pabuçlarıyla okula giden çocuklar var. Önlüksüz, deftersiz, kitapsız... Orada dağ yollarında doğuran anneler var... Orada annesinin memesinden süt yerine kan emen bebeler var... Orada, gözleri hep bir iş umudunda sönen, evine her akşam ekmeksiz dönen, yüreği utanç mengenesine sıkışmış babalar var... Orada çocuklarını avutmak için tenceresinde aş yerine taş kaynatan anneler var. Orada kapısını soğuk rüzgarlardan başka kimsenin çalmadığı, açmadığı garipler var... Yaşlılar, dullar, yetimler, yatalak hastalar var. Doktorsuz, ilaçsız, mezar sessizliğindeki evlerinde kuşatılmış bir nice insan var orada... Çöplüklerde ekmek arayanlar var... Dur ve bak etrafına... Isınamayanlar, aylarca et görmeyenler, bir lokma ekmek için çamurlara bulananlar var orada... Gör onları... Önce gör! Görmezsen mes'ulsün çünkü... Bir beldede açlıktan ölse bir kişi, tüm şehrin insanları sorumlu tutulur onun ölümünden... diyor Allah'ın Rasulü... Gör, çünkü "komşusu açken tok sabahlayan bizden değildir" diyor. Gör ve ağla, Ömer bin Abdülaziz gibi: "Ümmet içindeki açların, fakirlerin, hasta olup ilaç bulamayanların, sırtına giyecek elbisesi olmayanların derdine düşen, Ömer bin Abdülaziz. Boynu bükük yetimlerin, yalnızlığa terkedilmiş dul kadınların, hakkını arayamayan mazlumların, küfür ve gurbet diyarlarındki Müslüman esirlerin acısını yüreğinde duyan, Kendisini, ihtiyaçlarını karşılayabilmek için çalışmaya takati olmayan muhtaç yaşlılardan, aile efradı kalabalık olan fakir aile reislerinden sorumlu hisseden... Ömer bin Abdülaziz gibi ağla ve sor: "Ya yarın hesap gününde Rabbim bunlar için beni sorguya çekerse, Rasululllah bunlar için bana serzenişte bulunursa ben nasıl cevap vereceğim." Çünkü sorulacaksın! Gör ve ulaş Fatih gibi kuytu sokaklarına şehrin... Yıkılmış hanümanları bul, mahcub gönüllere var, vakıf vakıf tutuştur sönmüş ocakları... Bezmi Alem, Gülnuş Sultan ol, kanat ger, fukara hastacıklara, sebil ol, susuzluktan dudağı çatlamışlara... Gör onları, çünkü "Beni kalbi kırıkların yanında ara" diyor Rabbin! Rabbine bir yakınlık bulmak için gör! Gör ve paylaş! Paylaşacak neyin varsa... Mal, mülk toplayıp, üstüne oturanları kınıyor Yaratan... "Yazıklar olsun" diyor toplayıp toplayıp sayanlara... Karunlaşanlara yazıklar olsun! Malını mülkünü putlaştıranlara! Karunlaşanlar yerin dibine geçiyor Kur'anımıza göre... Elini sıkıp yalayanlara yazıklar olsun! Yetimi itip kakanlara... Muhtaçlara hor bakanlara... Yazıklar olsun! Unutma: Bir melek iner her gün göklerden Dua eder paylaşanlar için... "İhsan et Rabbim, yenisini ihsan et" diye... Ve bir melek yönelir Rezzak-ı Aleme, "telef et nesi varsa cimrilik edenin, telef et!" diye seslenir. Kefenin cebi yok unutma... Paylaş! Hiç olmazsa tebessümünü paylaş! Bir tebessüm bırak geride. Yüreklerde... Cömertliğinden iz kalsın! Sevinç taşı insanların yüreğine, ümid taşı! Ekmeğini paylaş... Sofranı paylaş! Rızkı veren pay ayırmış sofrandan. Mahrum için, yetim için, esir için, yolda kalanlar için, borçlu olanlar için, can pazarına çıkanlar için... "Hepiniz fakirsiniz" diyor Yaratan... Her şey bir varmış, bir yokmuş O'nun nazarında... Yunus gibi bakarsan şayet Mal da yalan mülk de yalan Gel biraz da sen oyalan... Sadece fakirler değil... Herkes fakir... Sen, ben, o Yaratan'ı unutmazsan! Yaratan'a bak, kendine bak! Bir kader tablosundan başka nedir yaşadığın? Hayat imtihanında iki insan; Ya sen muhtaç olsaydın, ve muhtaç sen olsaydı! Paylaş ki yüreğin büyüsün. Fakirliğe düşeceğim diye korkmadan paylaş. Paylaş ki Rabbin "sevilenler" kervanına katılasın! Ver! Ver çünkü, "Ver" diye sesleniyor Yaratan... "Ver" diye sesleniyor Kur'an... Ver çünkü, "Ver" dedi sana her şeyi veren... Nefes alıp vermeyi, görmeyi, tutmayı, tebessüm etmeyi... Canını, malını... şu nur yüzle bebeleri... şu bağ bahçeleri... şu saray yavrusu evleri, apartmanları, gökleri, yeri... Kapat gözlerini, ne kadar fakirsin, gör! Bir göz alabilir misin zenginliğinle, ya bir kalb, ya bir akıl, ya bir hafıza... Nasıl bulursun eşinin ismini, nasıl tanırsın çocuğunun yüzünü, hafızan silinirse? Ver çünkü "Allah bu dünyaya zayıfların duası sebebi ile yardım eder"diyor Rahmet Peygamberi... Ver ve güzel ver! Çünkü "Sadakaları Allah alır" diyor Kelam-ı Kadim! Sadakaları Allah alıyor, sakın unutma! Yaratan'a vermek nasıl olursa öyle ver... Edeble ver. Şükranla ver. Gözlerinin içi gülerek ver. Yüreklere sevinç taşıyarak ver. Hakk'ın rahmet nazarına ma'kes olarak ver. Sağ elin verdiğini sol elin duymayacak kadar... Sadaka taşlarının o eşsiz nezaketi içinde... Yağmur gibi ver, güneş gibi ver, toprak gibi ver... Kibirsiz ol verirken.. Başa kakmadan ver! Mihnet yüklemeden! Aşağılamadan, hor görmeden ver! Kendini onun yerine koyarak ver... Duygularını paylaşarak ver! Allah'ın lütfunu paylaşan iki kul gibi ver. Malının içinde saklanmış hakkı iade eder gibi... Arınma duygusuyla ver! Paran arınsın, buğdayın arınsın, malın mülkün arınsın, yüreğin arınsın! Bir Müslümanın yufka yüreği ile kuşatırcasına ver! Şefkatle, sevgiyle, çağlayanlar gibi ver! Bir mü'minin edebi içinde ver! Rabbin buyruğuna bütün kalbinle katılırcasına ver. Yarım hurma ile olsun ateşten korunurcasına ver. Sevdiklerinden ver. Severek ver! İyiliklerle, güzelliklerle, Rabbin rahmeti ile buluşma niyetiyle, yüz aydınlığı için ver, gönlünde sevinç pırıltıları ile buluşmak için ver... Kazalara belalara zırh olsun diye ver. Kurtlanmış fasulyeyi verme, çürümüş domatesi, kokmuş eti, atılacak elbiseyi verme... Seni iğrendirecek olanı verme... Yarın senin sofrana konulacak olanı, üzerine giyeceğin şeyleri ver... Verdiklerin ahiret azığın olsun... Cennet sofrana konsun. Erteleme ver! "Erteleyenler helak oldu" diyor Kutlu Önder'in... Yarın verecek zamanın olmayabilir... Bak nasıl da göçüp gidiyor ansızın kafileler... Dağlar gibi malı mülkü bırakarak... "Kısa bir süre ver Rabbim" diyeceğin anlar gelecek, "sadaka verecek kadar, iyiler defterine geçecek kadar bir süre ver..." Oysa ecelde pazarlık yok. Dar zamana bırakma hesabı, kitabı... Derle, toparla, denkleştir ve gönder göndereceklerini... Bak etrafına bir... Gör... Görmemekten sorumlusun. Ver Vermemekten sorumlusun... Altına ve gümüşe kul olanlar helak oldu... Unutma! 22 augustus alıntıÇok kucuktum. O'nu tanIdIgImda. Kimi zaman buker Papatyadan tabii ki... Hani gençLigimizin baharInda
bize öteki yüzünü gösteren sIrda$ImIz, arkada$ImIz, ümitLerimiz oLan papatyadan. Seviyor...Sevmiyor...Derken, bize yaranabiLdi mi sanki? YoLup bir kenara atmadIk mI? Kimi zaman kIzmadIk mI, küsmedik mi? Önde oLan hep bizim duyguLarImIzdI. Ama o bize hiç küsmedi, kIrILmadI.
VefasInI hiç esirgemedi. ÜsteLik hep güLümsedi ve boyun büktü önümüzde. Onun da agLayabiLecegini hiç dü$ündünüz mü? Yagmur dI$Inda papatyaLarI suLayan nedir sizce? Tabii ki gözya$LarIdIr. Yani, papatyaLarIn kendi gözya$LarI... Bu gözya$LarInI farkedenLer de çiçek ruhundan anLayan duyarLI ve hassas kimseLerdir. Güne$in dogu$unu, doganIn uyanI$InI çogumuz izLemi$izdir. KurtLar, ku$Lar ve çiçekLer de uyanIr güne$Le birLikte. Tabii bir de bizim Papatya. Ama bayan Papatya herkesten 20 augustus OĞLUMA SÖZ VERDİM....
31 juli İyiki Varsin Bebeyim İyikiYüreğim sonsuz açık sana
Tüm iyilikler,güzellikler Senin olsun isterim Çünkü ben senin annenim Bıkmam usanmam dertlerinden Seninle ağlar,seninle gülerim Varlığın yeter bana Çünkü ben senin annenim Gözlerimiz konuşur seninle Gözlerinden okurum düşüncelerini İçindeki karmaşayı yaşarım bir bir Sevgin öyle büyük ki yüreğimde Ne mutlu bana senin annenim Seni çok ama çok seviyorum bebeğim VAZGEÇİLMEZİMSİN
30 juli ...Gunun son dersinin sonuna gelinmisti. Ogrenciler cikmak icin sabirsizlaniyordu. Defter ve kitaplarini cantalarina koydular. Zil calar calmaz, disari cikmak icin hazirdilar. Yalniz, Ali hazirlanmamisti.Gecikmek icin de elinden geleni yapiyordu.Nihayet zil caldi. Ogrenciler bir anda kapiya yoneldi. Ali, yerinden kalkmadi. Agir agir esyasini topladi. Bir yandan goz ucuyla ogretmenine bakiyor, bir yandan da arkadaslarinin gitmesini bekliyordu.
Ogretmeni, onun bu hâlini fark etti: - Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin? Ali, son arkadasinin da ciktigini gorunce cevap verdi: - Sizinle konusmak istiyordum ogretmenim. - Peki, dedi ogretmeni. Ne soyleyeceksin bakalim? - Ahmet arkadasimiz var ya… - Evet, ne olmus Ahmet’e? - Durumlari pek iyi degil galiba. Annesi, beslenme cantasina pekiyi seyler koymuyor. - Ee? - Ona yardim etmek istiyorum. Ama benim yardim ettigimi bilirse uzulur. Gunde bir simit parasi biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz? Cebinden bir avuc bozuk para cikarip ogretmenin masasinin uzerine koydu. Nurhan Ogretmen, paraya dokunmadi. Sandalyesine oturup dusundu.Ali hakkindaki bilgilerini yokladi. Bildigi kadariyla ailesinin durumu pekiyi degildi. Bu caliskan ve sevimli ogrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve dusunceliydi. Zengin bir ailenin cocugu degildi. Buna ragmen yardim etmek istiyordu. Ustelik yardim ettiginin bilinmesini istemiyordu.
Nurhan Ogretmen: - Dur bakalim Ali, dedi. Bildigim kadariyla sizin de maddî durumunuz pekiyi degil. Yanlis mi biliyorum? - Dogru biliyorsunuz ogretmenim. Babam gundelikci. Cogu zaman is bulamiyor. Ama ben de calisiyor, para kazaniyorum. - Nerede calisiyorsun? - Simit satiyorum. Nurhan Ogretmen yine durup dusundu. Iyiligin bu kadarina ne demeliydi simdi. Bunun gerceklesmesi zordu. Onu, bundan vazgecirmek icin bir care bulmaliydi. Bunu yaparken, sevimli ogrencisini de kirmamaliydi. Onunla biraz daha konusursa, belki bir yolunu bulurdu. Nurhan Ogretmen, Ali’ye dondu: - Buyuyunce ne olmak istiyorsun, diye sordu. - Cok zengin bir isadami… - Nicin? - Insanlara daha cok yardim etmek icin… - Guzel, dedi Nurhan Ogretmen. Bak simdi Ali, Ahmet’in ailesinin durumu pekiyi degil; bu dogru. Ama sizinki de bundan pek farkli degil. Istersen acele etme; cok zengin oldugun zaman insanlara yardim edersin.Olmaz mi? - Olmaz, dedi Ali. Simdi yapmaliyim. - Neden olmaz? - Uc sebepten dolayi olmaz. Birincisi: Bu para zaten benim degil. Iyilik ettigim icin Allah, beni insanlara sevimli gosteriyor. Insanlar da bundan etkileniyor, daha cok simit aliyorlar. Bu sayede gun boyu calisanlardan bile fazla simit satiyorum. Hele mahallede Hasan Amca var, her gun iki simit alip guvercinlere veriyor. Ikincisi: “Agac yas iken egilir.” deniliyor. Simdiden iyilik yapmayi ogrenmezsem buyudugumde hic yapamam.
Ucuncusu ise daha onemli: Buyudugum zaman cok zengin bir isadami olmak istiyorum. Zamaninda yatirim yapmayanlar buyuk isadami olamazlar.
Nurhan Ogretmen, karsisinda buyuk biri varmis gibi dinliyordu: - Bu sonuncusunu pek iyi anlayamadim, dedi.? - Aciklayayim ogretmenim, dedi Ali. Simdi, cok zengin olmadigim icin, ancak gunde bir simit parasi kadar yardim edebiliyorum. Bundan fazlasini veremem. Allah, Cennet’i gucu kadar iyilik edene veriyor. Simdi gucum bu olduguna gore Cennet’in fiyati birkac simit parasi kadardir. Eger zengin olmadan olursem birkac simit parasiyla Cennet’e girebilirim. Bundan daha kârli bir yatirim olur mu?
Nurhan Ogretmen’in gozleri dolmustu. Basini “Evet” anlaminda sallarken Aliyi evine yolladi. Sinifa geri donerken okulun bosaldigini fark etti. Esyalarini toplamak icin masasina dondugunde Ali’nin biraktigi parlarin masaustunde kaldigini fark etti. Sandalyesine gayri ihtiyari oturdu ve paralari eline aldi. Hicbir para ona bu kadar kiymetli gelmemisti. Sanki elinde dunyanin en kiymetli incilerini, yakutlarini, elmaslarini tutuyordu. Hatta bu paralar onlardan bile kiymetliydi. Oyle bu paralar, Bu bozuk SIMIT paralari, Cenneti satin alabilecek paralardi. Sanki hic birakmak istemeyen bir duygu ile simsIki kavradi bu bozuk simit paralarini.
Oturdugu yerden kalkamadi Nurhan Ogretmen. Icinin doldugunu, Tarif edilemeyen duygulara boguldugunu hissetti. Birden bosalan saganak yagmurlar gibi aglamaya basladi. Agladi … Agladi.
Kendine geldiginde aksam olmustu. Yavas yavas siniftan cikip okuldan ayrilirken bekci Sadik “ Bozuk Simit paralari ile cenneti satin almak, Bozuk Simit paralari ile cenneti satin almak” diye Nurhan ogretmenin sayikladigini duydu. Bekcinin hayretler icinde “ Ne dediniz hocam “ demesini bile duymayan Nurhan ogretmen bekcinin saskin bakislari altinda aksamin alaca karanligina karisivermisti
Yazari bilinmiyor ....
SENİ SEVMEK(alıntı)![]()
YALNIZLIK
Atmak istediğimde atamıyor İhtiyacım olduğunda ise bulamıyorum Birşeyler itiyor beni sana Git aradığını orda bulacaksın diyor Fakat adres vermiyor. Seninle uyuduğum için Kendimi senin yüzünden seviyorum Seni mutlu ettiğim için Hayatı senin yüzünden sevdim Benim olduğun için... Güneşi senin yüzünden sevdim Sana güldüğü için Yemyeşil ormanları senin yüzünden seviyorum Gözlerinin içinde olduğu için Şarkıları senin yüzünden sevdim Benim sevgimi anlattıkları için Bütün nedenlerim sensin Başka güzellik istemiyorum En güzelinin sahibiyim Hayır; onun kölesiyim...
26 juli ACELE KARAR VERMEYİNKöyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış...Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.. "Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı" dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki,at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: "Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi.Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın.Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler...İhtiyar: "Karar vermek için acele etmeyin" demiş."Sadece at kayıp" deyin, "Çünkü gerçek bu.Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar.Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç.Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez." Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş...Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.Bunu gören köylüler toplanıp ithiyardan özür dilemişler."Babalık" demişler, "Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var.." "Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "Sadece atın geri döndüğünü söyleyin.Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?" Köylüler bu defa açıkçn ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden "Bu herif sahiden gerzek" diye geçirmişler...Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeyeçalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara."Bir kez daha haklı çıktın" demişler. "Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. İhtiyar "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş."O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı.Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez." Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler... "Gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..." "Siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar. "Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şnssızlık olduğunu sadece Allah biliyor." Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış: "Acele karar vermeyin.Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir.Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur.Buna rağmen akıl,insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar.Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar.Bir kapı kapanırken, başkası açılır.Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz." Alıntıdır 23 juli ALINTIBir Kez Gelde Gül Yüzünü Göreyim
Bir kez gelde gül yüzünü göreyim Dikil karşımda bakışında demleneyim Bahtım senin olsun muradıma ereyim Hasretinden yoruldum varlığını bileyim
Gülümseyerek bir görünüver gözüme Bakışların yaksın beni can gelsin özüme Tercüman ol aşkı muhabbette sözüme Hasretinden yoruldum varlığını bileyim
Düşlerden usandım dualarım gerçek olsun Benliğim her haliyle seni canda bulsun Ver yüreğini ebediyen bende kalsın Hasretinden yoruldum varlığını bileyim
Adım adım dolaşalım seninle her sokakta Yokluğunda yüzüm hergün biraz daha solmakta Gülüm bak bu günde akşam olmakta Hasretinden yoruldum varlığını bileyim
Umudu dağıtsın her yere selamım Mutluluğu anlatsın herkese kelamım Seni merak olmasın bu defa meramım Hasretinden yoruldum varlığını bileyim
Gel ki gönül bahçemde gülüm açtı diyeyim Bu ömür sana amade başkasını nasıl seveyim Yarınlarımda sen ol ayrılık nedir bilmeyeyim Hasretinden yoruldum varlığını bileyim
Gönlümde bahar olsun artık her mevsim Göçüp gitmeyim Dünya'dan almadan hevesim Şükür ile çağlasın hayra yönelsin nefesim Hasretinden yoruldum varlığını bileyim
Damla damla tadayım yüreğimde seni Doyumsuz güzelliğin alıp gitsin benden beni Kolların sarsın artık seni bekleyen şu bedeni Hasretinden yoruldum varlığını bileyim
21 juli HAYAT NEDİR?(alıntı) Hayat, skor tabelası tutmak değildir. - Kaç arkadaşınız olduğu ya da kaçının sizi arkadaş kabul ettiği değildir. - Bu hafta sonu için planlarınızın olması değildir. Hafta sonunda yalnız olmanız da değildir. - Şu sıralarda sevgiliniz olması değildir. Geçmişte sevgiliniz olması değildir. Geçmişte kaç sevgiliniz olduğu değildir. Hatta bugüne dek hiç sevgiliniz olmaması da değildir. - Sizi kimin öptüğü değildir. - Seks değildir. - Aileniz ya da onların serveti değildir. Arabanızın markası da değildir. - Hangi okula gittiğiniz değildir. - Ne kadar güzel ya da ne kadar çirkin olduğunuz değildir. Giydikleriniz, ayakkabılarınız değildir. Ne çeşit müzik dinlediğiniz değildir. - Saçınızın sarı, siyah, kızıl, kahve olması değildir. Derinizin çok açık, ya da çok koyu olması değildir. - Okul notlarınız değildir. Ne kadar akıllı olduğunuz değildir. Herkesin size verdiği akıl notu hiç değildir. Hayat standart testlerin belirlediği kişiliğiniz de değildir. - Hayat hangi kulübü tuttuğunuz ya da hangi sporda ne kadar başarılı olduğunuz değildir. - Hayat, bir kağıda dökülmüş hayat hikayeniz ve bu hayat hikayesini kimin kabul ettiği de değildir. Amma.. - Hayat, kimi sevdiğiniz, kimi incittiğinizdir. - Kimi mutlu, kimi mutsuz ettiğinizdir. - Sizin olanları koruyabilme ya da mahvedebilmenizdir. - Dostluklarınızdır. - Neyi söylediğiniz ve neyi kastettiğinizdir. - Hangi önemli hüküm ve kararları verdiğiniz ve de niçin verdiğinizdir. - İçinizde sevgiyi taşımak, büyütmek ve dağıtmaktır. - Ama en önemlisi, yalnız başına asla gerçekleştiremeyeceğiniz bir şeyi yapmak, hayatınızı, başka insanların kalbine dokundurabilmektir. - Başkalarının kalplerini etkileyecek yolu ancak siz seçersiniz. Ve hayat bu seçimlerdir zaten!.. - Ve de insanlar böyle büyürler!..... 12 juli GERÇEKTEN DOĞRUYA, DENİZ KABUKLARININ YOLCULUĞU...Uzak sahillerin, nemi yaprağı üzerinde, yemyeşil ormanlarında güzeller güzeli bir kız yaşarmış....... Adı yokmuş.. Bir isme de, ihtiyacı yokmuş zaten. Duyamaz ve konuşamazmış, O...... Tüm gün topladığı deniz kabuklarıyla uğraşırmış sadece..... Her sabah uyandığında, “acaba bugün, hangi deniz kabukları bulma şansına sahibim” diye merak duyarmış..... Kime sorsanız, tüm deniz kabuklarının birbirine benzediği o uzun sahillerde, o aylardır yıllardır hep mutlu ve her günü ayrı bir umut ve güzellik içinde, heyecanla yaşamaktaymış..... Çünkü O zamanın, sevenler için sonsuz olduğuna inanırmış...... Çünkü O, zamanın, sevinenler için kısa üzülenler için çok uzun, korkanlar için çok hızlı , bekleyenler içinse çok yavaş olduğunu, bilirmiş...... O, sonsuzu seçen, seven , ama çok seven bir yüreğe sahipmiş...... Topladığı ve dokunduğu her deniz kabuğu ile, yüreğine bir parça daha sevgi biriktirmekteymiş...... O, deniz kabuklarında, kulaklarıyla duyamadığı, bilinmez nice sesleri dinlemekteymiş aslında...... Yüreğinin kumsalları ve suları, ona hiç gitmediği, hiç görmediği kıyıların, nice hikayelerini anlatır durularmış...... Dünya, onun yüreğinde atarmış... Dünya, onun yüreğinde ses verirmiş evrene...... O, dünyayı yüreğinden işitir, bilir ve yaşarmış...... Bazen işittiklerimiz, yeter sanırız...bildiklerimiz gerçek sanırız....... Ve bunlar mutlu etmez bizi..... Çünkü mutluluk; duyamadıklarımızda, gidemediklerimizde, fark edemediklerimizdedir.... Oysa, görebildiklerimizden, daha fazlasıdır gerçekler........ Günlük döngüler içinde, Sevdiklerimizle ve kendimizle paylaşabileceğimiz şeylerden uzak kalarak yaşıyoruz hayatlarımızı maalesef..... Hayat bu olmamalı.. Işler hiç bir zaman durulmayacaktır ki, hep yoğun, hep çok olacaktır...... Ama sular bile durulur. Durulur ve durulanır o zaman su; sedeflenir, sakinliğin, dinginliğin tatlı huzuru , derinliği aks olur kumsallarda..... Bu hayattır işte.. Hayat oradadır... Dinlerken, beklerken, izlerken, durulanırken.. Hayat orada yaşanır gerçel anlamda.. Oysa bizler mekanik ve elektronik bir dünyaya hapis vaziyette şuursuz yaşıyoruz, “hayat, bu” diye..... Yaşamımızı, hayata ve kendimize endeksleyebilmeliyiz... Ggerçekle, doğru arasındaki farkı görebilmeliyiz...... Hepimiz .... Gerçekten mutlu olmak, sadece yüreğin işidir... Yüreklerimize fırsat vermeliyiz..... Her yeni güne başlarken, hangi deniz kabuğuna dokunarak, bilinmedik hangi yaşama katılacağımız şansına gülümseyerek, umutla uyanmalıyız...... Var olmanın güzelliği bu olsa gerek... Acaba, bugüne kadar, yüreğinizde kaç deniz kabuğu biriktirmişsinizdir ? Sen..., bugün hangi deniz kabuğunu dinledin, ve bugün kaç deniz kabuğu topladın? Insanın yüreği, belki de, deniz kabuklarından örülü olmalı. Her yürek, bir kumsal olmalı belki de...... Kumsal gibi sonsuz olmalı..... Kum tanelerinin kristallerinde, nice deniz çiçekleri, sedefleri açtırmalı her gün için.. Ve, her mevsimde ebruli olmalı o kumsal, her koşulda kumsalda olmalı varlığımız. Mesela, yazı, kumsal mevsimi biliriz sadece. Fakat, kışın da, oradayızdır.. Insanlar nedense, kumsalları, sadece yazın fark ederler...... Ne talihsizlik.! Tıpkı, yüreklerimizi de, aynı talihsizliklerle fark edemediğimiz gibi Belki de, maviyi görmek değildir önemli olan.. Belki, bakışlarımız gökyüzüne yöneldiğinde, Önce, uçurtmayı görebilmeli gözlerimiz.. Önce uçurtmayı görebilirsek, mavileri de yakalarız zaten...... Uçurtma, mavidedir nihayetinde.... Eğer her gün, yeni bir var olma çiçeği açıyorsa gözlerimizde ve Yüreğimizin ebruli kumsallarından, yepyeni deniz kabukları, sedefler toplayabiliyorsak, Yokluk yok demektir, değil mi? VE, her sabah ya da akşam üstleri, Sulanmalı mutlak o var oluş çiçeklerimiz....... Güne ya da akşama başlarken Yürek su ister......Çiy ister... Şebnem ister...... Insanın en yalnız olduğu zaman dilimlerdir, sabahın eri ve akşamüstleri....... Insanın en çok kendi olduğu, kendinde ve kendiyle olduğu vakitlerdir onlar. Doğrularımızdan, gerçeğe yönelik yolculuğun başladığı vakitlerdir. Sonsuza uzanan, uzanması gereken yürekler yollarını çiçeklendirme ve deniz kabuklarını sevgilendirme vakitleridir. Doğrularınıza sahip çıkın. Kendinizi yakalayın. Sonsuzluğu, kendinizden esirgemeyin. Bakın, dinleyin, dokunun, deniz kabuklarının size söyleyecekleri var.. Yüreğinizin, ebruli kumsalından ayrılmayın. İPEK ÇITAK AYTEKİN ![]() |
|
|